Kelebek

Gönen’e gitmek için yola çıktığımız o gün hava çok soğuktu. Bacanağın arabasına biner binmez kaloriferi kökledik. 

Kasım ayındaydık, ama havalar aniden soğumuştu. Günü daha çok dışarıda geçireceğimiz için kat kat giyinmiştik. Köprüyü geçip Bursa rampasına sardığımızda arabanın içi hamam gibi olmuştu. Üzerimdeki kabanı sağa sola kıvrılarak çıkarıp arkaya uzattıktan sonra kabanın altına giydiğim poların da önünü açtım.  

Erden abi bacanağımın dünürüydü. Birkaç kez görüşmüştük. Çok iyi, sakin ve hoş sohbet biriydi. Sigarası elinden pek düşmezdi. Son zamanlarda hızla kötüleşmiş, adını anmaya korktuğumuz hastalığa yenik düşmüştü. 

İkindiye kalkacaktı cenaze. Sert hava ve yağmuru hesaba katarsak üç buçuk saat yolumuz vardı. Kahvaltı niyetine bir yerde durup atıştırdık. Kötü kağıt bardaklardaki çayların kalanını elimize alıp, fazla oyalanmadan tekrar yola koyulduk. 

Mezarlıkta yiyeceğimiz ayazı düşünürken, kulağımın dibinden pırpır ederek geçen bir pervane kelebeği camın dibine kondu. Bu havada it bile dışarı çıkamazken, arabanın içinde de olsa bu zarif hayvanın hayatta olmasına şaşırdım. 

“Bir haftadır arabada” dedi bacanak. “Camı açsam da çıkmıyor…Ölmüyor da.” 

Ne kadarlık ömrü var ki? O da böylesi bir kışa rastlamış. Belli ki arabadakilere alışınca sindiği yerden çıktı. Yadırgamadık hiç.  Biz de ona alıştık. Yol boyu kimseyi rahatsız etmeden öne arkaya kısa uçuşlar yaptı.  

Gönen’e vardığımızda rüzgar da, soğuk da artmıştı. Arabadan indik. Kapılar açıldı, kapandı. Arabanın içinde uçuşup duran kelebeğin dışarı çıktığını görmedim. Yine bir yere sinmiş olmalı.

Kapının önündeki ayakkabı kalabalığının ucuna eklenip içeri girdik. Ev çok kalabalıktı. Biz de bir yerlere iliştik. Az konuşarak, ayaklarımızın ucuna baka baka oturduğumuz odada zaman ağır ilerledi.

Cenaze arabasının gelmesi ile ev boşaldı. Arabalarla yirmi dakika mesafedeki köylerine doğru yola koyulduk. Köyün tarihi sayılabilecek eskilikte, çok güzel camisinin önüne pvc’den sundurma yapılmış! 

Bol ağaçlı, yemyeşil mezarlığa vardığımızda yol boyunda bir yere park ettik. İnmek için kapıyı açtığım anda kelebek de dışarı çıktı. Önce yukarıya doğru, sonra sağa sola uçtu. Devamını gözle takip edemedim. 

Biraz ağırdan aldım, kapıyı açık tuttum ama dönmedi. İçimden ‘yolu da ömrü de buraya kadarmış’ dedim. Belki döner diye kimseye çaktırmadan camı bir parmak aralık bıraktım. 

Sık ağaçlar rüzgarı biraz kesiyordu. Son görevimizi yapıp defin işlemini tamamladık. Dağılan kalabalıkla beraber mezarlıktan ayrılırken dönüp arkama baktığımda kelebeği uçarken gördüm. 

Birkaç ufak daire çizdi. 

Mezarın üzerine alçaldı. 

Yerini mermer bir kitabenin alacağı,  Erden abinin isminin yazılı olduğu başucu tahtasına kondu. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hakan Lamper - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Kale Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Kale hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Kale editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Kale değil haberi geçen ajanstır.