Yerinden mi, merkezden mi yönetiliyoruz?

Demokrasilerin olmazsa olmazı olan ve merkezi idareden ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan yerel yönetimlerin en başında gelen belediyelerin ülkemizde nasıl çalıştığı, yöneticilerinin işbaşına geliş şekli konusunda bugün görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Türk Devlet anlayışında yerinden yönetimlere benzer yönetimlerinin birçok örnekleri bulunmaktadır. Bu yöneticilerin merkezden görevlendirildiği veya atandığı bilinmektedir.

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında 1876 Anayasası ile vilayetlerin seçimle işbaşına gelen meclisler ile yönetilmesi kabul edilmiş, ancak hiçbir zaman bu uygulamaya geçirilememiştir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara ölçeğinde birçok denemeler yapılmış, bu denemelerin sonucunda bugünkü belediyeler kanununun temelini oluşturan 1580 Sayılı Belediyeler Kanunu 1930 yılında çıkartılarak belediyelere önemli görev ve yetki verilmiştir.

Bu yasa ile halk tarafından seçilen belediye meclisi ve meclisi tarafından seçilen belediye başkanlığı sistemi kabul edilmiştir. Bu uygulama 1961 Anayasası ile yeniden düzenlenerek belediye başkanları halk tarafından tek dereceli seçimle işbaşına getirilmesi esas alınmış, bu uygulama da ilk defa 17 Kasım 1963 yerel seçimlerinde gerçekleştirilmiştir.

Belediye yönetimlerinin seçimle işbaşına gelmesi belediyelere bir nebze özerklik getirmiş, ancak gelirlerinin dağılımı merkezi hükümetin yetkisinde olması, bu özerkliğin tam anlamıyla uygulanmasını engellemekteydi.

1981 yılında Milli Güvenlik Konseyi tarafından çıkartılan 2380 Sayılı Yasa ile vergi gelirlerinin yüzde 5’i belediyelere verilmesi de belediyelere tam anlamı ile özerklik getirmemiş, 1984 yılında çıkartılan bir Büyük Şehir Yasası ile yerel yönetimlere büyük ölçüde yasal olarak özerklik getirmiştir.

Büyükşehir Belediye uygulaması başlangıçta üç büyükşehir ile başlamış(Ankara, İzmir, İstanbul) daha sonra bu sayı otuza çıkartılarak demokrasilerin olmazsa olmazı olan yerinden yönetim yasal olarak daha da güçlendirilmiştir. Ancak, gelinen noktada yasanın ilk çıkışında amaçlanan yerinden yönetim tam olarak gerçekleştiğini bugün itibari ile söyleyemeyiz.

Belediye başkanları seçimle işbaşına gelir, yine seçimle işbaşından gitmesi gerekirken İçişleri Bakanı Anayasa’dan aldığı yetki ile özellikle Güneydoğu ve Doğu’daki belediye başkanlarını hakkında soruşturma açarak veya kovuşturma açtırarak görevlerinden uzaklaştırılması, her seçim sonrası adeta bir gelenek haline gelmiştir. 

Mahkemeler kararlarını kısa sürede vermediği için bu görevden uzaklaştırmalar bir seçim dönemini kapsamakta, seçimle gelen belediye başkanları görevlerini yapamaz duruma gelmekte, başkanların yerine belediye meclisinden seçimle vekil seçilmesi gerekirken kayyum ile merkezden atanma yapılarak, seçimle işbaşına gelmesi gereken belediye başkanları atama yöntemi ile işbaşına gelmektedir.

Bu durum muhalefet partilerine mensup belediye başkanlarının tepesinde Demokles’in kılıcı gibi iktidar tarafından tutulmaktadır. Sadece bu uygulamalar bile yerinden mi? Yönetiliyoruz. Merkezden mi? Yönetiliyoruz. Sorusunu akıllara getirmektedir.

Diğer yandan partilerin belediye başkanları adaylarını tespit ederken yapmış oldukları uygulama yerinden yönetimi bir başka yönden sakatlamaktadır. Parti yöneticileri 12 Eylül 1980 askeri idarenin getirdiği Siyasi Partiler Yasası’nın arkasına sığınarak başkan adaylarını merkezden tespit etmeleri de bu soruları güçlendirmektedir.  

Siyasi partilerin adrese teslim kamuoyu yoklamaları ile yapmış oldukları aday tespitleri, aday oldukları bölgeye hizmet etmek amacı yerine genel merkez yöneticilerine hizmeti esas aldığı için de yerinden yönetim işin başında sakat duruma gelmektedir.

Bu uygulamanın, bir kaymakamın bir valinin atanmasından pek farkı yoktur. Tek farkı kaymakam ile valiyi hükümet belirlemekte, seçilecek belediye başkanını da partisinin genel başkanı veya MYK’sı belirlemektedir. Bu uygulama ile ilçe veya il dışında ikamet edenler bile aday olarak gösterilebilmektedir. 

Bu duruma bir de bu seçim döneminde öne çıkan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘AK Partili adayları seçmezseniz hizmet gelmez’ tehdidi eklenince, belediye başkanı ve belediye meclisi üyelerinin seçimle işbaşına getirilme noktasında Türkiye 1930 yılından daha geriye götürülmüştür. Adeta 1876 yılına yeniden dönülmüştür.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Servet Alparslan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Kale Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Kale hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Kale editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Kale değil haberi geçen ajanstır.