Kettle aşkına

İstanbul’da Galata’yı Beyoğlu’na bağlayan Yüksek Kaldırımdan, yokuş aşağı inmekte olan Zafer: Kettle’a ilk görüşte âşık olmasının heyecanı ve şaşkınlığı ile çalıştığı dükkâna vardı. Titreyen bacakları artık onu taşıyamadığından neredeyse yere kapaklanacaktı. 

Rıza, yüzü kesekağıdına dönmüş şaşkın çırağına, ellerini ve ayaklarını dikiş makinesinden çekmeden, gözlüklerinin üzerinden neler olduğunu anlamaya çalışır gözlerle baktı.

Zafer, ustası Rıza’ya bir şey demeden, dikiş makinesinde yerini aldı ve parıldayan gözlerle, kumaşı iğneye verdi. Emlakçı Hüseyin abisinde gördüğü kettle’yi eninde sonunda alacaktı, kararlıydı.

Dükkânın geleni gideni eksik olmaz, çaylar içilir, sohbetlerde semtin dedikodusu da bitmezdi. 

Çaylar gelsin, boşlar kalksın… Bu böyle devam ederken çaydanlıktaki su yetmiyor, kaynamasını beklemek dert oluyordu. Kime? Tabii ki Zafer’e… 

Yüksek Kaldırım’da oğluna gitar almaya giden Zafer çocukluk aşkını anımsamıştı. Ciddiyetle önemsediği küçük yüreğindeki çay demlemek için verdiği çabalara çare bulmuştu. Emlakçıda gördüğü kettle inanılmaz bir icattı. Ancak problem vardı, satılmıyordu. Özel bir banka müşterilerine, kredi kartı kullanımı karşılığı kazandırdığı puanlarla kettle’ı elde etmelerini sağlıyordu. 

“Tutkulu olacaksın evlat” dedi Zafer oğlunun gözlerine bakarak. “Biz ihtiyacını duyduğumuz eşyaların, alınacak gibiyse hasretini çeken, icat edilmemişse hayalini kuran bir nesildik.”

Parayla kettle alamayacağını anlayan çırak Zafer, ustasının iş yeri belgeleri ile bankadan bir şekilde kredi kartını almayı başarır. Ne var ki esas mesele başkadır. Puan çok yüksektir ve kredi kartı ile kamyon dolusu alış-veriş yapması gerekmektedir.

Zafer tutkuludur, çalışır, kazanır, harcar… Ama yetmez!

Anlar ki bu öyle onun harcamaları ile olacak iş değil. Ustasıyla konuşur ve dükkânın kumaşlarını kredi kartı ile alır. Küçük esnaftırlar nihayetinde, bu çözümde kocaman puana ulaşmalarını sağlamaz. 

“Evlat sen bunları anlamakta zorlanabilirsin. O yılların Türkiye’sinde yaşamış olmak bize tutkulu olmayı, kıymet bilmeyi öğretti. Yoktu çünkü ihtiyaç duyduklarımız.”

Gitarı almışlar yapımına 1871 de başlanmış 573 metrelik tünelin kapısından metroya geçmişlerdi. Karaköy’e vardıklarında martıların korosuna gitarı ile eşlik eden sokak müzisyeni genci, tutkularını düşünerek dinlemeye koyuldular. İskeleden kalkan vapurun düdüğü baba, oğlu yerinden sıçratınca hayallerden gerçekliğe döndüler. Sıkı sıkıya oğlunun elini tuttu Zafer.

Bu yazıyı, Zafer’in oğlu bildiğiniz meşhur gitarist falan diye sonlandırmak güzel olurdu açıkçası. Ama o başka bir hikâye. Ha oğlu gitarist olmadı bu arada.

Zafer bana bu duygulu ve tutkulu hikayesini anlatırken; Murat Belge'nin "İstanbul Gezi Rehberi" kitabında, Yüksek Kaldırım'da bir konakta hizmet veren Nisa Hastanesi’nde, bölgenin karakteristik özelliğine bağlı olarak randevu evlerinde çalışan kadınların, sağlık kontrollerini yapmakta olduğunu okuduğum aklıma gelmiş ve tebessüm etmiştim.

Kettle aşkına

Kettle aşkına

Sohbete ihanet edercesine aklımdan geçenlerden kendimi suçlayarak, Zafer’le göz göze geldiğimizde; yüz ifademin, ne düşündüğümü belli ettiğine inandığımdan mı, karşımdakinin asker arkadaşım olduğu için beni iyi tanıdığından mı, bilmiyorum? Bu durumdan kurtulma refleksi ile “Kettle aşkına” diyerek çay bardağını havaya kaldırdım.

“Zamanı kim okşayabilir ki?”

Senaryosu, Metin Kaçan ve Mustafa Altıoklar'a ait “Ağır Roman” filminden bu replik ile çay bardağımı tokuşturan Zafer; kesinlikle Yüksek Kaldırım’ın Zürafa sokağında gezinen düşüncelerimi okumuştu.

1956 yılında kaldırılan, eskilerin dilinden düşürmediği merdivenlerin başladığı köşesi, Lüleci Hendek Caddesi'nde, Zafer’le ayrıldık.

Bir yolculuk sırasında Beatles’ın “Norwegian Wood” adlı parçasını duyan otuz yedi yaşındaki roman kahramanını anlatan “İmkansızın Şarkısı” romanını tek başıma vakit geçirmeyi sürdürdüğüm sokaklarda bulduğum küçük bir sahaftan satın aldım.

Kettle aşkına


Japon yazar HARUKİ Murakami’nin romanında en yakın arkadaşının intihar edişi, geçen zamanın ardından onun kız arkadaşıyla yakınlaşması, araya giren zorunlu ayrılık ve yeni bir kız arkadaş konusunu yalın bir dille, çarpıcı ve sıcak bir aşk hikâyesi olarak anlattığını söyledi kitabı bana satan adam.

Bir an önce okuma hevesiyle, tutkuyu satın aldığımı düşündüğüm roman elimde, evin yoluna koyulduğumda, önünden geçtiğim, antikacı dükkanının vitrininde, bir zamanların çay ocaklarının vazgeçilmezi bakır semaver kazanı görünce kettle da neymiş dedim gülerek. 

Zafer duymasın… 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İrfan Tabak - Uyumsuz Adam - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Son Kale Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Son Kale hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Son Kale editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Son Kale değil haberi geçen ajanstır.

01

Serkan Aydın - Yazınızı çok beğendim sayenizde imakansızın şarkısı romanını okuyacağım

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 21 Nisan 16:07